“Kötü
nedenlerle de açıklansa, açıklanabilen bir dünya bildik bir dünyadır. Buna
karşılık, birdenbire düşlerden, ışıklardan yoksun kalmış bir dünyada insan
kendini yabancı bulur. Yitirilmiş bir yurdun anısından ya da adanmış bir
toprağın umudundan yoksun olduğu için, bu sürgünlük çaresizdir. İnsanla yaşamı,
oyuncuyla dekoru arasındaki bu kopma, uyumsuzluk* duygusunun ta kendisidir”[1]
